Değerli okurlar, yıllardır bu devleti yönetme iddiasında bulunan kadrolar, plan ve programdan uzak, sadece siyasi saiklerle, dağa, taşa açtıkları yüksek okul ve üniversitelerle öğünüp durdular.
Yukarıda sözünü ettiğim ” Yönetme iddiasına” en güzel örnek olarak, bir zamamlar başta milli eğitim olmak üzere, ülkenin bir çok alandaki yönetime Fetö terör örgütünü ortak etmeleri, şimdi ise yine milli eğitimi “Sivil Toplum Kuruluşları” diye kabul ettikleri dini cemaatlarla el ele kolkola icraatlarda bulunmaları gösterilebilir.
Bin bir güçlükle bu okullardan mezun olan geñçler, haksız uygulamalar ve hayatın gerçekleriyle karşılaştıklarında, büyük hayal kırıklığı yaşıyorlar.
Bir çok branşta öğretmene ihtiyaç olduğu halde, devlet kadrolarına yerleştirilmeyen bu gençler, ya meslekleriyle hiç ilgisi olmayan geçici işlerde çalışmakta ya da hak etmedikleri koşullarda özel okullarda hizmet vermeye çalışıyorlar. Bazıları da anne, baba harçlığıyla, onurları kırılarak ayakta kalma çabasındalar.
Sevgili okurlar;
Günlerdir meydanlarda, okul önlerinde ve bakanlık kapılarında haklarını arayan öğretmenler, herhangi bir ayrıcalık istemiyorlar. İstedikleri tek şey, emeklerinin karşılığını alabilecekleri, liyakatın esas olduğu insan onuruna yakışır çalışma koşulları.
Mülakat mağduru öğretmenler, yıllarca emek verip, sınavlarda başarılı olmalarına rağmen, şeffaflığı ve kayırmacılığı tartışılan sözlü sınavlarda elenmenin acısını yaşıyorlar. Özel okul öğretmenleri ise, düşük ücretler, ağır çalışma koşulları, iş güvencesizliği ve sürekli baskı altında mesleklerini sürdürmeye çalışıyorlar. Kaldı ki, sınıfta umudu yeşertecek kişi önce kendisinin adalet gördüğüne inanmalıdır. Bu mücadele sadece öğretmenlerin değil, çocuklarının geleceğini düşünen her anne babanın ve adalete inanan her yurtdaşın mücadelesidir. Bu gün öğretmenin sesi duyulmazsa yarın bunun bedelini bütün toplum ödeyecektir. Maalesef, bizim toplumumuz diğer konularda olduğu gibi, öğretmenlerin bu haklı direnişine de yeterli destekte bulunmamıştır.
Biz toplum olarak bu adam sendeciliğin acısını hep çektik ve halen de çekmekteyiz. Halbuki, bu mağdur öğretmenlerimiz sadaka değil hak istiyor, ayrıcalık değil adalet talep ediyorlar. Eğitimin gerçek anlamda güçlenmesi ancak öğretmenin emeğine, onuruna ve liyakatine sahip çıkılmasıyla mümkündür. Bir ülkenin geleceği, öğretmenini nasıl yaşattığında saklıdır. O sesi duymak, vicdan sahibi herkesin sorumluluğudur. Özellikle de ülkeyi yönetenlerin.
Bir ülkede, günlerce sokakta adalet arıyor, açlık grevine başvuruyorlarsa kaybedenler sadece öğretmenler değildir. Kaybeden eğitimdir, liyakattir, hukuk devletidir ve en önemlisi de çocuklarımızın geleceğidir. Çünkü, hakkı olanı alamayan bir eğitim düzeninden, geleceğe umutla bakan nesillerin yetiştirilmesini beklemek en büyük çelişkidir.
Sağlıklı ve mutlu kalınız.
