Sevgili okurlar,
Bilindiği üzere, İmralı Ada’sında müebbet hapis cezasını çekmekte olan, Abdullah Öcalan önderliğinde kurulan, bölücü PKK Terör Örgütü, kurulduğu günden bu yana, yaklaşık 40 bin vatandaşımızın ölümüne, binlercesinin de sakat kalmasına neden olmuştur. Şimdi ise katil Öcalan, hükümetimizce muhatap alınarak ” Ulusal Egemenlik, Kardeşlik ve Demokrasi” kavramı altında barış arayışına başlanmıştır.
Bu girişimin ilk adımını da, sürpriz bir şekilde MHP lideri Sn. Devlet Bahçeli atmıştır. Tek ve Kalıcı Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün yaşam düsturu da ” Yurtta barış, cihanda barış.”dır. O nedenle, yol ve yöntemi doğru seçildiği takdirde, barıştan yana olmak aklın ve iyi bir insan olmanın başta gelen koşuludur. Bu konuyu kişisel kanaatlar yerine, demokratik ilkeler çerçevesinde ele alarak değerlemdirme yapmak daha sağlıklı olacaktır.
“Ulusal Egemenlik”, “Kardeşlik” ve ” Demokrasi” gibi kavramlar sadece silahlı bir örgütle sınırlı değildir. Bu kavramların toplumda karşılık bulabilmesi için, vatandaşların önemli bir bölümünün kendisini hukuk önünde eşit, siyasal hayatta temsil edilmiş ve temel hakları bakımından güvende hissetmesi gerekir.
Öte yandan; söylenenlere göre MHP açısından ” Terör örgütüyle siyasi müzakere ve pazarlık yok” denirken,
o örgütün lideri, çocuk katili A.Öcalan için “Statü” istemeler, ” Sayın” diye hitap etmeler, “Kurucu Önder” olarak vasıflandırmalar, ayağına milletvekili heyetleri göndermeler bu toplumun büyük çoğunluğunu, hele hele gazilerimiz ve onların ailelerini rencide etmektedir.
Kaldı ki, halkın seçtiği ve kendilerine “Statü” verdiği saygın kişiler, sahte belge, yalan ifadelerle hapse atılırken…
Barış gibi hayati bir konuda ortaya konan icraatlar, halkın büyük çoğunluğunun içine sinmemişken, iktidardaki Cumhur İttifakının TBMM’ne sunduğu çerçeve yasada, “Milli Dayanışma” ve “Toplumsal Bütünleşme” den bahsedilmektedir. Kendilerine sormak lazım.
Muhalefeti ve kendileri gibi düşünmeyenleri ötekileştirip, ülkede ayrışma ve huzursuzluk yaratarak, bu söylediklerini sadece kendi yandaşları ve PKK Terör Örgütüyle mi sağlıyabileceklerini düşünüyorlar?
Zaten iktidar, ülkede top yekun barış ortamının oluşturulması için demokratik bir yol seçseydi, siyasal rekabeti, siyasallaştırılmış yargı yoluyla değil, seçim sandığını milletin huzuruna koyarak yapardı.
Sonuç olarak, kalıcı bir toplumsal barışın yanlızca silahların susmasıyla değil, adalet duygusunun güçlenmesi, hukukun üstünlüğüne güvenin artması, farklı siyasi görüşlerin meşruiyetinin kabul edilmesi ve herkesin eşit vatandaşlık hissini yaşayabilmesiyle mümkün olacağı aklın, vicdanın ve siyaset biliminin gereğidir.
Sağlıkla ve mutlu kalınız.
