O ÇOCUK BENDİM

O

Sevgili dostlar, yaz aylarını geçirmekte olduğum Alanya’da hava çok sıcak ve nemli. Gecenin yarısı olmasına rağmen, uyuyabilmek mümkün değil.
Verilen bu mücadelenin doruk noktasındayken, nasıl olduysa bir an dalmışım.Birden yüzümü adeta bir yerlerden gelen serin bir esintinin yaladığını hissettim. Bu mevsimde bile akşamları soba yakıp, yün yatakta yattığımız çocukluğumun köyü düştü aklıma.
Ardından, o köyün tozlu ve çamurlu yollarında, bazen yalın ayak, bazen de cizlavet trabzon kara lastiğiyle dolaşan çocuk geldi oturdu karşıma.


O çocuk bendim işte. Yetmiş beş yaşıma gelmiş olsam da, gönlümün en sıcak köşesinde benim o güzel köyümün bulunduğunu anladım bir kez daha.
İnsan, doğduğu topraklardan ne kadar uzaklaşırsa uzaklaşsın; çocukluğunu, anılarını yüreğinden söküp atamıyor.


Benim çocukluğum kasaba okullarının mütevazi sınıflarında, dağlarda otlattığım keçilerin peşinde, eşeğin sırtında taşınan kışlık odunların arasında, bazen merekte, bazen de ahırda hayvanlara hizmetle geçmiştir. Onun için ben hala sası saman kokusu ve ahbun kokusunun özlemini duyarım.
Keçiler dağda doğum yaparken onlara ebelik yaptığım, ayağımdan çıkardığım yamalı kara lastiğin içine süt sağarak köpeğime ikramda bulunduğum çok anlarım olmuştur.
Bir kaç saat önce doğan oğlağın, kırk yıllık dünyalı gibi anasının yamacında yürüyerek köye dönmesi bence ilahi bir olaydır.
O kadar yokluk içerisındeyken bile yaşamımızdaki huzur ve samimiyetin insana verdiği hazzı hiç unutamam. O devrin ölçülerinde, büyüklerimize duyduğumuz saygı da bir başkaydı.
Hiç unutmam, orijinalini alacak param olmadığından, tekel’in çay kutularından 52’lik iskambil kâğıdı yapmıştım. Edep bu ya; babam kâğıtları görür diye, onları koskoca evde saklayacak yer bulamadığımdan, bahçedeki yıkıntının içine gizlemiştim. Bir gün onlara ihtiyacım oldu. Heyecanla almaya gittiğimde bir de ne göreyim? Keme, kâğıtlarımın hepsini kemirip lime lime etmiş. Bu durum benim için büyük bir üzüntü kaynağı olmuştu.
Aradan geçen bu 60 yıl içerisinde, fırsat buldukça köyümü hep ziyaret etmişimdir. Bu sene ne yazık ki, sağlık durumum engel olmuştur.


Doğa hep aynı doğa. Ama köyün ve kasabanın ( Alucra’nın) sokaklarında dolaşırken içimi tarif edemediğim bir hüzün kaplıyor. Bir zamanlar birlikte koşup oynadığım, aynı sıraları paylaştığım, aynı çoban ateşinin etrafında oturduğum, aynı çorbaya kaşık salladığım arkadaşlarımın çoğu artık bu dünyada değiller. Yaşlılığına tanık olduğum saygın büyüklerim de yoklar. Hüzün alanı son durak mezarlıklara toplanmışlar.
Sesler eksik, yollar aynı ama izleri silinmiş. Her köşe bana bir yüzü, bir gülüşü ve bir hatırayı fısıldıyor.


Bu durumda anlıyorum ki; asıl hasret duyduğum, mekanlardan ziyade o köyde kalan çocukluğum, ilk gençliğim ve artık aramızda olmayan sevdiklerimdir.
Sağlıcakla ve mutlu kalınız.

Yorum Ekle