Sevgili okurlar, durup dururken kalemi, defteri eline alıp veya bilgisayarın başına geçip, önceden planlanmış bir konuyu gündeme alarak, onun hakkında bir şeyler yazmak profesyonellerin işidir. Amatörce bir şeyler paylaşabilmek için o anda içinde bulunulan duygusal ortamın insanı aktive etmesine ihtiyaç duyulmaktadır.
Ben haftanın üç günü tedaviye giderken servis güzargahı gereği, binlerce meftanın yattığı bir mezarlık kenarından geçerim. Merhumlar için bazen bir fatiha okurum bazen de kendimi bazı düşüncelere kaptırmış bulurum.
Gencinden yaşlısına, bu dünya’ya veda eden o insanların da bir zamanlar farklı, farklı hikayeleri, umut ve yaşamdan beklentileri vardı. Kimisininki tatlı ve mutlu, kimisinin de acı ve kahır dolu. Bazıları muradına erdi, bazıları da gözleri arkada kalarak sessiz gemiye binerek bir daha dönmemek üzere terki diyar eylediler. Halen hayatta olanlarımızın da bir gün tadacağı üzere, ölüm de doğum gibi kaçınılmaz bir gerçektir. Önemli olan, dağarcığında nelerle o bilinmez aleme göç ettiğindir.
Mesela şu konuya çok takılırım.Tanıdık tanımadık bir kişinin cenaze namazına iştirak etmek dinimizce muteberdir. Görevli imam tabutun başında “merhumu veya merhumeyi nasıl bilirdiniz?” diye sorar. Cemaat da çoğunlukla “İyi bilirdik” der. Seytan bu ya, benim aklıma hemen şu husus gelir. “Yahu bu gidenlerin hepsini iyi bilirdik de, kötülük ve zulüm dolu bu dünyayı, geride kalan genç ve çocuklara kim miras bıraktı?
Günümüzde yaşanan ve yaşatılan bazı meseleleri ele alırsak, yaşam enerjisini kin ve nefret duygularından alan, meslek adabını hiçe sayan, kuvvetle muhtemel biŕ çoğu suçsuz insanları, yalancı şahit, itirafçı ve kurmaca delillerle, sağlıklı sağlıksız demeden aylarca, yıllarca özgürlüğünden mahrum eden muktedirler de musalla taşına geldiklerinde “İyi bilirdik” ifadeleriyle mi yolcu edilecekler? İnancımız gereği herşey Allah’ın takdirine mi bırakılacak? Mazlumların hakkını bu dünyadayken teslim edecek adil bir düzenin gelişini daha ne kadar bekleyeceğiz?
Gerçi bu bozuk düzen daha doğumla birlikte kucaklara düşer.Zira, doğumdan ölüme kadar süren adına yaşam denilen bu zaman içerisinde, kimisi MEST, kimisi TEST, kimisi de DERDEST edilerek son yolculuğuna uğurlanır ya. Yaşam boyu mücadele edersin de, ne yazık ki bir çok yazgıyı değiştiremezsin maalesef.
Neyse, konumuz çok hassas. Hislerime uyup, yazacaklarımi biraz daha uzatırsam, korkarım sınırı biraz aşmış durumuna düşeceğim.
En iyisi, benim memleketimden birilerinden duyduğum bir hikaye ile yazıma son vereyim. Hikayedeki özne kişinin ismini burada vermeyeceğim.
Bildiğim kadarıyla kendisi de rahmetlik oldu. O kişiyi tanıdığım kadarıyla bu hikayenin gerçekten yaşanmış olduğuna inanıyorum.
Rahmetli….Efendi (Kendisine böyle hitap edilirdi) her akşam, sabah yaya olarak, işine-evine giderken ilçe mezarlığının kenarındaki yolu kullanırmış.
Avaralık yapmaya zamanları olan bazıları, buna bir oyun oynayalım demişler. Mezarlığın içine elektronik bir düzenek kurmuşlar.Tam da ….Efendi oradan geçerken, sanki merhumun birisi sesleniyormuş gibi megafonla” _ Efendi, her sabah, her akşam buradan gelip geçiyorsun, bizden bir fatihayı, bir duayı esirgiyorsun. Bir gün sen de yanımıza geleceksin” diye sitem etmiş.
Bunun üzerine…Efendi büyük bir heyecan ve şaşkınlık içerisinde durmuş, düşünmüş ve cevabı yapıştırmış.
“Kesin şikayeti. Bana mı güvendiniz de gelip oralara yattınız? Dualarınızı, sevaplarınızı bu dünyada iken hazırlayıp götürseydiniz”
İşte vaziyet bu.
Kabir başına gidip,ahirete göç etmiş sevdiklerini saygı, sevgi ve rahmetle yad etmek güzel de, asıl olan, bu dünyada hoş bir sada bırakarak gitmektir.
Hem de din bilgini akil adamlar demezler mi? “kutsal kitabımız Kuran’ı Kerim hayatta olanlara hitap eder.”diye…
Sağlık ve mutlulukla kalın.
