İDEOLOJİK DEĞİL, RASYONEL POLİTİKA

İ

Sevgili okurlar;


Demokrasilerde siyaset yapanların amacı, partileri iktidara geldiğinde, ülkenin iyi yönetilmesini başarmak, memlekette huzur ve güveni tesis ederek, vatandaşların mutlu ve huzurlu yaşamasını sağlamaktır. Bu nedenle parti programları bu düstura göre hazırlanır. Seçim dönemleri ve zaman zaman düzenledikleri mitinglerde siyasi hatiplerin ağızlarından bal damlarcasına vatandaşa çok güzel vaadlerde bulunurlar. Her şey şiir güzelliğindedir. Ama iş başına gelip, icraatlara başladıklarında, ideolojik tavırlar ön plana çıkar. Kişisel ve siyasal menfaatler toplum ve ülke çıkarlarının önüne geçer. Maalesef, ömrüm boyunca bizim ülkemizde siyasetin bu şekilde yapıldığına tanık oldum. İnsanlar gelecekten daha iyi şeyler beklerken, bu konudaki hayal kırıklıkları bu günlerde en büyük sıkıntımız oldu. En acısı da, ekonomik ve sosyal bakımdan bizim gibi az gelişmiş ülkelerde, demokrasi kültürü yeterince oluşmadığı için seçmen, kendisine verilen vaadleri dikkate almayarak, söylediklerinin tam tersi icraatlarda bulunan, topluma verdikleri sözleri tutmayan siyasilere yıllarca iktidar koltuklarını sunmalarıdır. Kendi yaşam kalitesi için “Bir lokma,bir hırka” yı yeterli bulan bu seçmen kitlesinin en önde gelen argümanları “Aç kalır, reisi” yedirmeyiz gibi hamasi söylem ve tavırlardır. Bu seçmen grubu atalarının Süleyman Demirel’in ilk iktidar dönemlerinde, kendisine “Çoban Sülü” lakabı takarak fotoğraflarını evlerinin duvarlarına astıkları hala zihinlerdedir. Türkiye’ye kazandırılan bazı eserlere rağmen, ben o dönemleri de demokrasi açısından kayıp yıllar olarak değerlendiriyorum. Velhasıl günümüz de dahil yaklaşık 70 yıldır bu ülkede tam demokrasiyi hiç bir siyasi parti yerleştirememiş, bazıları da bunu tercihleri arasına almamıştır.


Daha iyi yönetilmeyi bekleğen çoğunluk hep hüsrana uğramıştır.
Toplum yeterli eğitim seviyesine erişemeyince,vekillerimiz de seçmen çoğunluğunun bir yansıması olarak aynı kaliteyle TBMM’sine giderek dolgun maaşlarla geçinmeye calışıyorlar!!! Çevreden gördükleri itibar, makam arabaları, sekreterler, yurt gezileri, yolluklar ve ballı emeklilik de cabası.
Aslında seçmenin adayı tanımayıp, doğrudan taraftarı olduğu partiye oy vermesi büyük bir demokrasi noksanıdır. Büyük şehirler bu konuda daha da şanssız. Eğer seçmenin adayı biraz tanıma imkânı olsa, sık sık parti değişteren ve değiştirirken de, daha önce eleştirdiği yeni liderine topuk selamı veren fırıldak tipler muhtemelen o meclise giremezlerdi.


Sayın okurlarım, milletvekilleri göreve başlamadan önce aynen şu yemini ederler:


” Devletin varlığını ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız şartsız egemenliğini koruyacağıma, hukukun üstünlüğüne, demokratik ve laik cumhuriyete ve Atatürk ilke ve inkilaplarına bağlı kalacağıma, toplumun huzuru ve refahı, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerden yararlanması ülküsünden ve anayasaya sadakatten ayrılmayacağıma Büyük Türk Milleti önünde namusum ve şetefim üzerine ant içerim”


Cumhurbaşkanı yemini de hemen hemen bu içerikte olup, orada ilave olarak “Üzerime aldığım görevi, tarafsızca yerine getirmek için bütün gücümle çalışacağım” ifadesi bulunmaktadır.
Görevlerini layıkıyla yerine getirenleri ve bu hususta iyi niyetli olanları tenzih ederek, mevcut TBMM’inde bu yemine sadık kalarak siyaset yapan ne kadar milletvekili vardır? Bu hususu sizlerin takdirlerinize sunuyorum.


İcraatlar yapılırken yapılan bu yemin, hafife alınacaksa yani bazıları için sadece şekilden ibaretse, yemin ederek milletin kürsüsünü saatlerce işgal etmenin ne manası var? Ülkemizin bazı yörelerinde(Benimki de dahil) halen önemsenen bazı hurafeler vardır. Bazıları ettiği yeminin geçerli olması için, yemin ederken iki ayağının da yere basması gerektiğine inanırlar. Yoksa bazı vekillerimiz yemin esnasında tek ayak üstünde mi duruyorlar? Öte yandan, Pagan inancına dayanan ve Şaman’lardan Anadolu topraklarına miras kalan bir ritüele göre de yemin eden kişi sözünden dönmeyeceğine dair bir değneğin üzerinden atlatılır ve karşısındaki yeminini tutacağı konusunda ikna olur. Ne dersiniz, TBMM yemin töreninde, yemine ilaveten bu ritüeller de uygulamaya mı sokulsa?
Yazımı sonlandırırken güncel bir hususa da yer vermek istiyorum. 24 yıl boyunca yek başına ülkeyi yöneten ülkeyi getirdiği noktada;

(4kişilik bir aile için)
Açlık sınırı : 34 000 TL
Yoksulluk sınırı : 104 000 TL
Asgari ücret : 28.075 TL
En düşük emk.ayl: 20 000 TL


AKP Hükümetleri geçen bu yıllar içerisinde, he alanda ideolojik değil, insana hizmeti hedefleyerek, ayrımcılıktan uzak, planlı ve rasyonel bir politika izleseydi sonuç bu tablodaki gibi mi olurdu?
Bence kesinlikle olmazdı.
Sağlık ve mutlulukla kalın.

Yorum Ekle