Sevgili okurlar; toplumumuzda, yıllardır dillere pelesenk olmuş bir söz vardır.”Her yaşın bir güzelliği vardır.”
İlk bakışta kulağa hoş gelen bu sözün, hayatın gerçekleri karşısında her zaman aynı anlamı taşımadığını düşünüyorum.
Bu ifade, yaşlılığın getirdiği zorlukları, biraz hafifletmek için söylenmiş iyi niyetli bir teselliden ibarettir bence.
İnsan, yaşlı olmanın sunduğu az sayıdaki avantajların, omuzlarına yüklediği ağır bedelleri karşılamaya yetmediğini hissediyor. Ne var ki; gönül bütün bu yorgunluğa rağmen yaşlanmayı kabullenmek istemiyor.
İçinde halen gençlik yıllarındaki heyecanlar, umutlar ve yaşama arzusu var. Ancak, insanı en çok yoran da; gönül koşmak isterken, bedenin ona ayak uyduramamasıdır.
Bir çokları için, yaşlanmanın doğal yüküne, ekonomik sıkıntılar, toplumsal huzursuzluklar ve değerlerimizdeki aşınmalar da eklenince hayatın tadı daha da kaçıyor.
Maddi kaygılar kadar, manevi yoksullaşma da insanı adeta tüketiyor.
İnsanlar birbilerinden uzaklaşıyor, güven duygusu azalıyor, paylaşmanın yerini yalnızlık alıyor.
Böylesi bir ortamda insan ister istemez geçmişine, çocukluk ve gençliğine sığınma ihtiyacı duyuyor.
Herkes gibi bende sık sık çocukluk yıllarıma dönüyorum. On beş yaşıma kadar köyde geçen hayatımı özlemle hatırlıyorum. Keçi otlattığım günleri, eşekle dağdan odun taşıdığım zamanları, toprağın kokusunu, kuş seslerini, tertemiz dereleri ve berrak gökyüzündeki yıldızları. Yoksulluk vardı ama o yoksulluğun içinde huzur da vardı. İnsan kendi yiyeceklerini üretmekten mutlu oluyordu. Günümüzde ise, olanaklar arttıkça huzurun azaldığını görüyoruz. Kısacası, eski zamanlarda hayat çok sade ama daha anlamlıydı.
Elbette hiç birimiz geçmişimize dönemeyiz. Ancak, geçmişin bize öğrettiği değerleri bu güne taşıyabiliriz.
Doğaya daha fazla yaklaşabiliriz.
İnsan ilişkilerini yeniden güçlendirebiliriz. Gösteriş yerine sadeliği, bencillik yerine paylaşmayı tercih edebiliriz.
Belki o zaman “Her yaşın ayrı bir güzelliği vardır” sözü hepimiz için anlamlı bir hale gelebilir.
Sağlıkla ve mutlu kalın.
