Sevgili okurlar;
Yaklaşık bir yıldır, iktidarın devlet gücünü kullanarak muhalefet üzerinde kurduğu baskı ve sindirme politikaları, milletin gözleri önünde bütün sertliğiyle sürdürülmektedir. Halkın oyları ile seçilmiş muhalif belediye başkanları ve bazı çalışma arkadaşları, etkin pişmanlık yasasından yararlanarak kendilerini kurtarma çabasına giren kimi omurgasızların, kamu oyunda algı oluşturmaya yönelik mesnetsiz, belgesiz ve hatta iftira niteliğini taşıyan ifadeleriyle cezaevlerinde tutulmaktadırlar.
Üstelik bu hukuk dışı uygulamalar sadece siyasetçilerle sınırlı kalmamakta, aile bireylerine kadar uzanan bir baskı aracına dönüştürülmektedir. İktidarın doğrudan ya da siyasallaştırılmış yargı eliyle yürüttüğü tehdit ve yıldırma politikalarına direnemeyen bazı muhalif belediye başkanları ise, utanıp sıkılmadan görkemli törenlerle iktidar partisine katılmaktadır.
Katılmayanlar görevden alınmakta, yerlerine kayyum atanmaktadır.
Dün birbirlerine en ağıŕ sözleri söyleyenlerin, bugün hiç bir şey yaşanmamış gibi aynı safta buluşabilmeleri ise siyasetin geldiği ahlaki çöküşü açıkça göstermektedir.
Oysa, geçmişte Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinden ayrılıp saf değiştirenler için şu sözleri söylemişti ” Oy veren bu milletin, oylarını satanlarsıniz. Bir insan bir partiye giriyorsa, o partiyle devam eder. Yok, partisinden ayrılıyorsa milletvekilliğinden de istifa eder.”
Bu anlayışın belediye başkanları için de geçerli olması gerekmez mi?
Ancak, bugün aynı Cumhurbaşkanı’nın, muhalefetten ayrılıp kendi partisine geçen milletvekillerine ve belediye başkanlarına bizzat rozet takması, onların ellerini havaya kaldırarak poz vermesi, demokrasinin temel ilkeleri bakımından büyük bir çelişkiyi ortaya koymaktadır. Belli ki halk iradesi işlerine geldiği sürece kıymetlidir.
Böyle bir tabloda, biz vatandaşlara da yalnızca şu sözü hatırlatmak kalıyor.
“Balık baştan kokar.”
