Sevgili dostlarım;
Sabah kalktığımda, hiç de yazı yazmak havasında değildim. Bu gün mayıs ayının 1’i olmasına rağmen, dışarıda mevsimine yakışmayan bir hava durumu olduğunu görünce, kendimi belirgin bir temeli olmayan bir fikir jimnastiği içerisinde buldum.
Değerli okurlar, yaş ilerledikçe, ağızlardan düşmeyen ve bazılarımızın sık sık tekrarladığı bir söz vardır.” Geçen zaman değil, ömürlerdir” diye.
Sonuç itibariyle durum böyledir de zamanın geçmediğini söylemek, sadece mecazi bir anlam taşır.
Doğrusu; her ikisinin de bir sürü acı ve tatlı hatıralar bırakarak, yok olup gitmesidir.
Hepimizin geçmişinde, öyle anlar vardır ki, kâh zaman kişiyi, bazende kişi zamanı bozuk para gibi harcayıp, heba etmiştir. Gerçi, zaman gençlikte hızla geçer de, yaşlandığında bazen acı ve sızılara taķılarak hiç geçmeyi bilmez.
Günümüzde eğer şehirler yaşanamaz hale gelmişse, ormanlarımız gün be gün yok olup gitmekte ise, denizlerimiz, derelerimiz ve havamız kirlenmiş ise, bütün bunlar geçen zaman içinde hoyratça kullanıldığının birer emaresidir. Bu durumun en başta gelen sorumluları da, zamanı verimsiz kullanan hükümetler, biraz da kurumlar ve bireylerdir.
Örneğin, bir zamanlar, ormanlarımız zarar görüyor diye, orman köylülerine keçi beslemeyi dahi yasaklayan zihniyetten, ormanlarımızı yok ederek, yer altı zenginliklerimizi, gözlerini para hırsı bürümüş bazı firmalara peşkéş çeken zihniyete nasıl gelebildik?
Her seçmen bu konuda, kendine düşen yükümlülüğü, elini vicdanına koyarak sorgulamalıdır.
“Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” vurdumduymazlığıyla bu noktaya kadar gelindi ama artık o yılan hepimizi sokmaya başladı bile. Bu cennet vatan hepimizin ve gelecekte çocuklarımızın da olduğunu düşünerek toplumsal tepkimizi yeterince göstermeliyiz. Ne yazık ki, bu tepkiler, o çevrede oturan ve çevreci bir kaç insanla sınırlı kalmaktadır.
Değerli arkadaşlarım, konumuz zaman ve ömür olunca bu noktada sizlerle başka bir hususu da paylaşmak istedim. Ben de dahil yaşı ilerlemiş olan bazılarımız, bu özelliğimizden cesaret alarak, genç insanlara tavsiyelerde bulunuruz. Öyle ya, hayata bir defa gelinir ve onu da elden geldiğince mutlu yaşamak. Ama bu çeşit tavsiyelerde bulunmak o kadar zor olur ki… Söylediklerin adeta boğazına düğümlenir. Haddini aştığın hissine kapılırsın. Zira, muhatap aldığın genç; işsiz, işi olanlarsa kazancıyla geçinemiyor, evlenemiyor, evlense de çocuk sahibi olmakta tereddüüte düşüyor. Çalışmakla çocuğa bakabilme seçenekleri arasında çaresiz kalıyor. Kirasını ödeyemiyor. Okul bitiriyor ya mesleksiz ya da atanmıyor. Daha üstesinden gelinemeyecek bir sürü dert ve sıkıntı.
Bunlara mantıklı bir cevabın olamıyacağından muhatap gencin “Bunlar nasıl olacak” diye sormaması için de Tanrı’ya dua edip durursun.
Bu haragüre içerisinde harcanıp giden kuşaklar da olsa, biz yine de ” Her şey çok güzel olacak” temennilerimizle bu günlük bu kadar diyelim.
Sağlıklı ve mutlu kalınız.
