Sevgili okurlar;
Daha birkaç gün önce, Kahramanmaraş’ta bir okula yapılan silahlı sakdırı sonucunda, on öğrenci ve bir öğretmenin hayatını kaybettiği vahşet, onların ailelerini, öğretmenlerini ve bütün toplumu yasa boğmuştur. Tüm bu olanlara rağmen sayın hükümetimiz, bununla ilgili milli yas ilan etmeye gerek duymamış, sadece yayın yasağı koymuştur.
Saldırıyı gerçeklestiren kişi de, henüz 14 yaşında, psikolojik problemleri olan, buna rağmen emniyet
görevlisi olan babası tarafından, poligonda atış talimleriyle eğitilen aynı okulun öğrencisiydi. Kendisi de olay esnasında hayatını kaybetmiştir.
Facianın yaşandığı andan itibaren, çeşitli kişi ve kurumlardan konuyla ilgili açıklamalar yapılmaktadır.
Bu yorumlardan bazılarını değerlendirmeniz sonucunda “Ağzı olan konuşuyor” diyebilme hakkına sahip olabileceğimizi rahatlıkla söyleyebiliriz.
Bunlardan birisi de, siyasi ve ideolojik olarak AKP çizgisinde bulunan akademisyen prof.Dr. Selman Öğüt’tür. Yaşanan bu okul baskınını kastederek “Katilin eğitimi eksik değildi. Maneviyatı eksikti. Erdoğan’nın dindar nesil yetiştirme hedefinin önemi bir kez daha anlaşıldı” demiştir.
Selman Öğüt’ün bu sözleri bir tradejiyi anlamaya çalışmak yerine, onu ideolojik bir malzemeye dönüştürme gayretidir. Bir insanın işlediği vahşeti ” Maneviyat eksikliği” gibi soyut ve tartışmalı bir kavrama indirgemek, hem sorumluluğu bulanıklaştırır hemde meseleyi sığlaştırır. Bu da olayın arkasındaki gerçek toplumsal, psikolojik ve yapısal nedenleri görmezden gelmek anlamına gelir.
Bu durumda da adama sorarlar:
24 senedir tek başına iktidarda olanlar, bu sağlıklı yapıyı niye kurmadılar ve kuramadılar?
Ayrıca, Milli Eğitim’in başında bulunan Bakan Yusuf Tekin’in, ülkemizde yüzlercesi faaliyet gösteren, etkinlikleri yeterince kontrol altında tutulamayan yüzlerce dini yapı ve tarikatın, dini eğitimde etkin hale getirilmesi ve onlara birer sivil toplum kuruluşu olarak kabul edilmesiyle de ülkede sağlıklı bir dini eğitimin sağlanamiyacağı bir gerçektir. Bu konuda Selman Öğüt gibi düşünenler ne çeşit fikir üretirse üretsin, ülkemizde gerçek dini eğitim insanlara kişilik ve fikir hürriyeti kazandıran, laik eğitim ve tam demokrasi ışığı altında sağlanacaktır. Bunun içinde hükümetin diyanetin ve eğitimin başına art niyetsiz, ülkenin kuruluş felsefesine uygun insanları ataması şarttır.
Eğitim politikaları, eleştirel düşünceyi, bilimsel yaklaşımı ve bireysel özgürlüğü merkeze almadıkça, tek başına maneviyat vurgusuyla, toplumsal sorunların cöźümlenebileceğini iddia etmek gerçeklerden kopuk bir kolaycılıktır.
Bir cinayetin ardından yapılması gereken ideolojik pozisyonları güçlendirmek değil, şiddetin kök nedenlerini soğukkanlılıkla analiz etmektir.
“Eğitim vardı ama maneviyat yoktu” gibi genellemeler ise ne toplumu ileri taşır, ne de benzer olayların önüne geçer. Aksine tartışmayı zeminiden çıkarır ve sorumluluğu karmaşık hale sokar.
Kısacası, bu tür açıklamalar çözüm üretmek yerine, mevcut siyasi söylemleri öne alır. Bu da böylesine ağır bir olay karşısında, en azından, beklenen ciddiyetin oldukça gerisinde kalır. Kaldı ki, duyumlarla ve ekranlarda görüldüğü kadarıyla, olayın faili çocuğun bilimsel özel bir eğitime ihtiyacı olduğu ve titizlikle kontrol altında tutulması gereklikliğini ortaya koymaktadır.
Eğer söylenenler gerçek ise, fail çocuğun kişisel özellikleri, psikolojisini çok iyi bilen ve aktivitelerini denetim altında tutan öğretmenin, o okuldan baska yere hangi nedenlerle atandığının açıklığa kavuşturulması önem arzetmektedir.
Sağlıklı ve mutlu kalınız.
