LİYAKAT

L

Sevgili okurlar, malumunuz olduğu üzere liyakat, kelime anlamıyla layık olma, yararlılık, bir iş için yeterli olma durumlarını ifade eder.
Özel sektör başarı ve dolaysıyla kâr etme güdüsüyle, tepe kadrolarında liyakatlı kişileri çalıştırma konusunda çok hassastır.
Ancak, devlet kurumları dostluk, akrabalık ve siyasi yakınlık gibi nedenlerle her zaman bu hassasiyeti göstermez, gösteremez. Bu konu bilhassa AKP hükümetleri dönemlerinde fazlaca suistimal edilmiştir. Halen de bu kayırmacı tavırda ısrar edilmektedir. Yazılı sınavlardan sonra uygulamaya sokulan mülakat sistemiyle, bir çok yetenekli ve başarılı insan elenerek onların yerine düşük puanlı yandaş insanların devlet kadrolarına yerleştirilmelerine devam edilmektedir.
AKP üst yetkilileri, seçimden önce mülakatın kaldırılacağını halka vaat etmelerine rağmen, bu haksız uygulamalarından vazgeçmemişlerdir.
Bu uygulamayla açıkça kul hakkı yendiği yönündeki eleştiriler asla dikkate alınmamıştır.
Vatan haini Fetö Örgütü Liderinin Fettullah Gülen beyefendi olduğu dönemlerde ise işe alımlarda bu örgüte sempati duymak bir tercih olarak göz önünde tutulmuştur.
Bu şekilde devletin kilit kadrolarına yerleştirilen Fetöcüler 17-25 olayları ve 15 Temmuz darbesinden bu güne kadar içimizden tam anlamıyla sökülüp atılamamışlardır. Zaten bu dönemden sonra da, AKP’nin kendi bünyesinde yeterli derecede liyakatli insanın bulunmadığı, her alanda ülke meselelerinin sarpa sarmasından ve sık sık yapılan üst kadrolardaki değişikliklerden ortaya çıkmaktadır.
Ekonomi,eğitim ve adalet sistemi başta olmak üzere, ülkemizin bu gün içinde bulunduğu sıkıntıların en başta gelen nedeni, tek adam rejiminin, kendi aralarında zaten az sayıda bulunan yetenekli insanlara tahammül edememesi ve onların yerine biat eden yeteneksiz kişilerle iş yapabilme tercihleridir.


Değerli dostlar, konuyla yakınlığı nedeniyle sizlerle bir anımı paylaşmak istiyorum.
Ancak burada özellikle belirtmek isterim ki, yaşanmış hikayem sadece liyakat ve yeterlilik yönüyle konuya emsal olarak alınmıştır. Fiziki bir benzetme asla haddim ve kastım olamaz.
Ortaokul yıllarımda, bir kaç günlüğüne halamın gelin gittiği Giresun- Çamoluk İlçesinin Fındıklı köyüne ziyarete gittim. Zaman çift- çubuk zamanı.
Tarlalar sürülecek,ekinler ekilecek ama gel gör ki evin reisi Kadir Dayı’nın bir çift öküzünden birisi hastlanıp ölmüş. Bunun üzerine rahmetli Kadir Dayı, zar zor biriktitebildiği bir miktar parayı büyük oğlu Hasan Enişte’ye vererek tek bir öküz almak üzere ilçenin mal pazarına göndermiş. Benim de bizzat tanık olduğum üzere, Hasan Enişte yanında etli, butlu ve gayet gösterişli bir hayvanla geri döndü. Hayvan zannedersin Fındıklı’da güzellik yarışmasına katılacak. Bu yapıdaki yeni öküzü gören Kadir Dayı’nın moralinin bozulduğu orada bulunanların gözlerinden kaçmadı. Hemen Hasan Enişte’ye dönerek “Oğlum bu hayvan sabana gelmez. Bu bir kesim hayvanı, bizim işimize de yaramaz. Sen ne biçim köylüsün?” diyerek fırçasını attı. Babadan övgü bekleyen bizim enişte için durum tam bir hayal kırıklığı. Ama ne yaparsın, olan olmuş, eldeki kısıtlı para gitmiş, işler aksamış bir kere. Neyse, yine de yeni öküzü kara sabana koşmak üzere alıp diğer öküzün yanına götürdüler. O zavallı hayvan, ilk defa karşılaştığı bu manzara karşısında kendisine yapılanlara karşı çıkmaya çalışıyor. Belli ki gurur meselesi yaptı(!) Nasıl yapmasın ki; durum aynen profesyonel bir mankene, orakla ekin biçme teklifi gibi bir şey. Heyhat!, hayvan boynuna boyunduruk değer değmez yere çöktü. Bu durum bir iki denendi ama sonuç maalesef hep aynı. Kadir dayı dışında hepimiz gülmemek için kendimizi zor tutuyoruz. O da çaresizliğine yanıyor ama bir taraftan da liyakat konusunda haklı çıkmasıyla da böbürlenen bir tavır içerisinde.
Sonrasında ben kendi köyüme döndüm. Onlar her halukârda beklentilerini karşılayacak yetenekte başka bir hayvanı satın alarak işlerini ifa etmişlerdir.
Sağlık ve mutlulukla kalın.

Yorum Ekle