Değerli okurlar;

Sevgili yeğenim Özlem Satıloğlu Bağcı’nın her cümlesinin altına imzamı atacağım siyasi tesbitlerini izninizle sizlerle de paylaşmak istedim.

Savcı hakimi silahla yaralıyor, sokakta çocuklar diğer çocuklar tarafından öldürülüyor. Öğrenci, okula pompalı tüfekle girip müdürü vuruyor. Evi olmayan yaşlı bir vatandaş arabada yaşamak zorunda kalıyor ve araba alev alıyor, vatandaş yanarak ölüyor. İnsanlar telefonla aranıyor, kandırılıyor ve paraları arayanlar tarafından çalınıyor. Aileler dağılıyor, kadınlar ölüyor, çocuklar ölüyor, erkekler ölüyor. Önceden binde bir rastlarken şimdi ne zaman dışarı çıksam çöp tenekelerini karıştıran insanlar görüyorum. Nezaket kalmadı, insanlar patlamaya hazır bomba gibi etraftalar. Kimse kimseyi tölere edemiyor. Bütün problemlerini şiddet ile çözeceğine inanan güruh gün geçtikçe çoğalıyor. İnsanlar canını dişine takıp kendini unutarak uzun saatler çalışıyorlar, çocuklarına, eşlerine ayıramadıkları zaman şöyle dursun, ay sonunda aldıkları para ihtiyaçlarını karşılamaya yetmiyor. Ve yetmediğini yüksek sesle söylediklerinde iktidar partisi mensupları tarafından “şükürsüzlükle” suçlanıyorlar. Mecliste liyakatsızlıktan, torpilden bahsedildiğinde yine iktidar partisi mensupları bundan utanmadıklarını aksine övündüklerini söylüyorlar. Başarılı, çalışkan gençler sırf torpilleri olmadığı için markette kasiyerlik, inşaatta işçilik yapıyor; iş güvenliği olmadığı için yaparken ölüyorlar. Gençler için kurulabilecek en büyük hayal, bir kafede oturup kahve içmek haline geliyor. Halkın en geniş kesimi böyle yaşarken, sosyal medyanın da etkisiyle herkesin herşeyden haberdar olabilmesi sebebiyle bir avuç insanın lüks içinde yaşadığını görüyor. Emek vererek hedeflerine ulaşabileceği, hedefleri şöyle dursun yaşayabileceği parayı kazanamayacağını gören bazı bireyler en verimli çağında evini hapishanesi haline getiriyor, ev gençleri çoğalıyor. Bazısı ise çıkış yolunu kumarda arıyor. Uyuşturucuda arıyor. Sosyal medyada bedenini, etik olmayan davranışlar sergiliyor ve bu yolla para kazanmaya bakıyor. Değersizleşiyor. Ortaya kendini b.k gibi hisseden, yüzünde ise gülücükler olan insanlar çıkıyor. Kaybedecek bir şeyi kalmayan insanlar her türlü kötülüğü yapacak hale geliyor.

Hukuka güven zayıflıyor. Eğitim şüphe uyandırıyor. Sürekli müfredat değişiyor, eğitim içeriğinden, karnelerin üzerinden Atatürk kaldırılıyor. Bilmiyorum ki nerelerine batıyor? Sağlık sistemi sallanıyor, doktorlara “giderlerse gitsinler ” Deniyor, doktor dövmekle övünülüyor. Ortaya dengesi kalmamış bir ülke çıkıyor. Denge bozulunca kaos çıkıyor. Sürekli tetikte olan zihinler, yorgun hisseden insanlar antidepresanlara tutunmaya çalışıyor. Çünkü oluşan bu şartlarda insan için hayatı tatlı kılan anlamlı ilişkiler de minimuma iniyor. İnsan, insandan korkuyor; insanların maddi manevi çekinceleri oluyor.

Bütün bunlar olurken, belediye başkanları hapse atılıyor, namusları, şerefleri iki paralık edilmeye çalışılıyor. Hayati sorunları olan hasta insanlar, zindanlarda tutulmaya devam ediyor. Aileleri mağdur ediliyor, çocukları, babasız, annesiz büyüyor.

Bu sırada ben yine de en umutlu halimle soruyorum;

Daha iyisi için neler mümkün? Bu hasta ülke nasıl iyileşir?

Yorum Ekle